Kabala hakkında videolar

Haziran 23, 2009 - Leave a Response

‘Bu dünya ve maneviyat’ – Metacafe sitesi:

http://www.metacafe.com/watch/2989566/bu_d_nya_maneviyat/

http://www.metacafe.com/watch/2989637/bu_d_nya_maneviyat_2/

‘Nefret yerine Sevgi’ – Metacafe sitesi:

http://www.metacafe.com/watch/2989652/nefret_yerine_sevgi/

Youtube:

+

Kabala üzerine bir video (95 dk)

Haziran 3, 2009 - Leave a Response

Kabala bencilliği terketmeyi tavsiye eder

Haziran 2, 2009 - Leave a Response

”İnsanın içerisindeki tüm arzular bencildir. Bu kişinin kendi kişisel zevki için alma arzusudur. Sadece “yönü Yaratan’a çevrilmiş” bir niyet vasıtasıyla özgecil ve ihsansal bir arzu haline gelebilir. Dolayısıyla fark sadece niyettedir. Bu koşul manevi çalışmayı (içselliği) çok önemli kılar. Niyetimizi değiştirmemize yardımcı olur.

 

Yaratan’a yönlendirilmiş bir niyete, “perde” denir, çünkü kişinin “kendisi için almasını” engeller ve niyetin “Yaratan’a yönelik olmasını” sağlar.”  

 

Kabala’da müziğin yeri ve önemi

Haziran 1, 2009 - Leave a Response

“Üst dünyaları algılamaya başlayan bir Kabalist, farklı boyutlara girer. Gözlerinin önünde yeni bir dünya, tüm güzellikleri ve zenginlikleriyle belirir. Bu bizim dünyamızda olmayan bir şeydir. Tümüyle farklı bir manzara görmektedir: Bizim dünyamızı harekete geçiren tüm güçleri ve bedenlerin parçası olmayan ruhları görür. Geçmiş, şu an ve gelecek gözlerinin önünde serilidir, tüm bunları yaşar ve sonsuzlukla dolu, tüm evreni hissederek mükemmeliyet hissini yaşar.

Bu yüzden bir Kabalist’in bizlere hissettiklerini, neler gördüklerini, nelerle yüzleşip, nelerin ortaya çıktığını anlatmaları zordur. Dünyamızda maneviyatı yaşamayan birisine ‘Üst Dünyalar’ın görünümlerini açmak, bir fikri aktarabilmek ya da bir resmi oluşturabilmek, insanın hissettiği mutluluk ve izlenimleri aktarabilmek için tek bir iletişim aracı vardır: Ses.

Kabalistler, derin makaleler ve anlaşılması zor olan kitaplar yazmalarının yanı sıra, şarkılar ve melodiler de yazarlar. Bu bir Kabalist’in hislerini seslerle, -kelimeler olmadan- direkt kalpten, daha bütün bir şekilde, aktarmasıdır. Bu sesler, böylelikle kalbimize girer ve bizleri bir şekilde değiştirip ‘Üst Dünyalara’ adapte eder.”

Sevaplar ve maneviyat

Mayıs 31, 2009 - Leave a Response

                                               din

“Bireyler doğalarına göre sevap işlemek durumundadırlar. Ancak, bu Yaratan’a yaklaşma arzularına bağlı değildir; birçok inanan ya da inanmayan kendilerine genelde Yaratan ile ilgili sorular sormazlar, yaratılışın amacı, ıslah olmak vb.

Bu insanlar basit anlamıyla Yukarı’dan kendilerini değiştirmek için bir arzu almamışlardır ve mekanik olarak fiziksel hareketleri kendilerine öğretilen gelenekler olarak yapmaktadırlar. İnsanları, ülkeleri, erkek ve kadını, çocuk ve yetişkini bu mekanik olarak yapılan davranışlar ayırır.

Açıkçası, kendisini manen yükseltmek isteyen bir insan bu arzuyu Yaratan’dan alır. Dolayısıyla henüz böyle bir arzuyu Yukarı’dan almamış bir insanla arasında fark olur. Bu yüzden insanlar, görünüşlerine, cinsiyet ve ırklarına göre ayrılmamalıdırlar. Konu maneviyat çalışıp çalışmamaları değildir. Maneviyatı çalışanlar sadece Yukarı’dan arzu alıp çalışmak istediklerini ifade eden insanlardır. Kadınlar arasından da manevi edinimi olan insanlar çıkmıştır.

Melekler manevi dünyalarda bir takım hareketleri gerçekleştiren robotlardır: bir yerden bir yere hareket ettirirler, başka bir işleri yoktur. Manen yükselemezler ya da insanlar gibi manevi basamaklardan tırmanamazlar. Melekler manevi basamaklarda hareket gerçekleştiren güçlerdir.

İlhamın dereceleri kişinin kişisel çabasından gelir. Bizim dünyamızda sadece Yaratan, yaratılan insan ve Yaratan’a giden yol olan manevi/içsel çalışma vardır. İnsanın çevresi (toplum, aile, dostlar) Yaratan ile kişi arasında Yaratan’ın bizleri etkilemek için kullandığı şeylerdir. İnsan bazen çok acı çektiği ve hayal kırıklıkları geçirdiği tahammül edilemeyen ve zor koşullar altına konulur. “

Son zamanlarda

Mayıs 30, 2009 - Leave a Response

newyork

“Son zamanlarda hemen hemen her gün televizyonlarda, gazetelerde, dünyanın iç içe olduğunu gösteren haberler görüyoruz. Dünyada ne zaman bir şey olsa herkes etkileniyor. Bu etkiler pek olumlu değil. Dünyanın her tarafında bir terslik var. Bu terslikte küreselleşiyor. Yani bizim ne umurumuzda ki Amerika’da bir bankanın batması, bir yerde bir bombanın patlaması ya da İsviçre’de fizikçilerin bir deney yapması. Görüyoruz ki; bu olan olayların hepsi bir şekilde bütün insanlığı etkiliyor. İnsanlar, yarında başka şeyler olacak mı, paramın değeri düşecek mi, yiyecek alabilecek miyim, diye endişe etmeye başlıyorlar.

Aslında her şey birbiriyle ilişkili. Bu koşuldan şunu anlamamız gerekiyor, içinde bulunduğumuz koşulda aramızda olan ilişkideki bozuklukları nasıl düzelteceğimize dair çözümler bulmamız ve insanların arasında ki bağı doğru yönde kurması lazım. Tüm endişemiz bu olmalı esasında.

Her insanın özel düşünceleri, özel hayatı herkesi etkiliyor. Yani dünyanın bir yerinde bir bankanın batması her insanın korkması için olmuyor elbette, burada herkesin bir şekilde birbirimize nasıl bağlı olduğumuzu görmesi lazım. Buradan hala ne kadar kendimizi düzeltmemiz gerekiyor, bunu da anlamalıyız.

Allah sadece arzuyu yarattı ve insanın arzuları var. Bu dünyadaki arzularımız ıslahtan geçmek zorunda. Ancak o zaman hem manevi hem fiziksel sorunlardan kendimizi arındırabiliriz.“

Yaratan ve insan

Mayıs 29, 2009 - Leave a Response

                                           sefirot

“Bilmeliyiz ki, Yaratan ve yaratılanlar arasında hissi açıdan fark vardır. Yaratılan açısından hisseden ve hissedilen var, edinmek ve edinilen. Dolayısıyla bir realite ile bağı olan ve hisseden birisi var. Ancak realiteyi hissetmeden var olan sadece Allah vardır. O’nun içinde düşünce ve algı yok. Ama kişi açısından öyle değildir. Kişinin var oluşu sadece realitenin hissiyatındandır.

Yaratılış ‘bağ’ kelimesinden gelir yani dışarıdan demek. Sanki ben Yaratan’ın dışındaymışım gibi kendimi hissediyorum. Bu hissiyat dolayısı ile yaratılan varlığa bir statü veriyor. Yani ben ve hissettiğim her şey. Hoşumuza gitse de, gitmese de her şey Allah’tan geliyor. Tüm realite Allah. O yüzden ‘Allah her yerde’ denir.

Kişi, Yaratan’ın dışındaymış gibi hisseden bir varlık. Bunu böyle hissediyor çünkü Yaratan’ın dışında hissiyatından, Yaratan ile bütünleşme hissiyatına gelecek. Yani gelişim safhalarından geçerek birçok şey yaşıyoruz ta ki, kişi bilmediği, anlamadığı, hissetmediği bir koşuldan, hisseden, idrak eden bir hale geliyor. Kişinin içinde bulunduğu realite açılmaya başlıyor ta ki Yaratan’ın içinde olduğunu hissedene kadar. Bu safhaya gelen alma arzusu gelişiminin sonuna geldi demektir.“

Yaratan ile bütünleşmek

Mayıs 28, 2009 - Leave a Response

                  universe

“Tanrı’nın insanı bu şekilde yaratmasının tek nedeni, kaderiyle gelişiminin sonunda edinmesi gereken dereceye ulaşabilmesi içindir. Bu hal, Yaratan’a benzemek ve O’nunla bütünleşmektir. Doğa’nın tüm kanunları sadece bu amaca yönelik yaratılmıştır. Her insan Yaratan’la bütünleşmek olan yaratılışın nedenine, yaşadığı hayatların bir tanesinde ulaşmak zorunluluğunu hisseder.

İnsanın Yaratan’la bütünleşmesi, ancak O’nun özgecil yapısını edinerek olabilir.

İnsan Yaratan’ın davranışlarını/tavırlarını dikkatle inceler ve üzerinde hassasiyetle düşünürse, O’nun aklını anlamaya başlar. Yaratan’ın yaratış düzenini ve davranışlarını edinen insan, O’nun aklıyla bütünleşir. O’nunla bütünleşmek budur.”

İnsan doğası

Mayıs 27, 2009 - Leave a Response

faces

“İnsanın doğası öyle ki her zaman kendisini geleceğe çevirmektedir, büyüyüşü, ilerleyişi. İnsana yolu sanki “aşağıdan yukarıya” doğruymuş gibi gözükür, gelecekteki halleri sanki daha büyükmüş gibi ilişkilendirir, şimdi ki halinden daha iyi gibi.

İnsan yaratılışı gereği her zaman bir sonraki koşulunun öncekinden daha iyi olması isteğiyle yaşar ve insan geleceğe yönelik bir arzuyla yaratıldığından, fiziksel doğumunun öncesini hissedemez ve algılayamaz. Ayrıca içinde herhangi bir arzunun nasıl doğduğunu hissedemez; “ben”liğini teşkil eden maddenin kökünün ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktur.

Kişinin içinde bir şeyi başarma arzusu ortaya çıkar; birden bir şeyi almak ister, bilmek ister ya da anlamak ister. Ancak bu düşünce kendisine yukarıdan süzülen arzunun doğurduğu sonuçtur. Bu yukarıdan kişiye gelen arzu, ona istediğini elde etmesine neden olacak hareketi yaptırtır.

Bu nedenden dolayı, insan ilk sayfaları eksik bir kitap gibidir. Kendisini eksik “dünyevi” nitelikleriyle incelediği zaman, kendisiyle ilgili hiçbir şey anlamamaktadır; sadece geçmişi değil, geleceği de, bize anlamışız, anlıyormuşuz gibi gelmesine rağmen.”

Manevi çalışma kişinin niyetini değiştirmesidir

Mayıs 26, 2009 - Leave a Response

dua

“Manevi çalışma, kişinin niyetini değiştirmesidir. Kişi kendi egosu için yaşamayı bırakıp Yaratan için yaşamayı tercih eder. Bu tür bir hayat, ‘ihsan etmeyi’ kendine temel alır.Yani kişi niyetinde ve davranışlarında Yaratan gibi olmayı, ihsan edici olabilmeyi hedefler. Bunların devamında, kişi Yaratan için almaya ve Yaratan için vermeye gelir. Tüm evrelerin sonu Yaratan ile bütünleşmedir.

Kişinin Yaratan ile bütünleşme yolundaki en önemli halkalardan biri de dostlarıdır. Onunla aynı yolda ilerlemeyi amaçlayan dostları kişiye büyük destek verir. Kişi böylelikle insan sevgisinden Allah sevgisine gelir. Çünkü insanı sevmeden Yaratan’ı sevebilmek mümkün değildir. Bu yüzdendir ki; Yunus ‘Yaradılanı severim Yaradan’dan ötürü’ demiş ve zamanında Yaratan ile bütünleşmenin yolunun sevgiden, insan sevgisinden geçtiğine değinmiştir.”

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.